Social Icons

Pages

12 Şubat 2012 Pazar

Çocuklarda Gıda Alerjileri

Çocuklarda Gıda Alerjileri
cocuklarda alerji onemli
Gıda allerjileri genellikle çocukluk çağında görülmeye başlanan bir rahatsızlıktır, burunda tıkanıklık, deri döküntüleri, bulantı, kusma, karın ağrısı, kızarıklık, ishal, nefes darlığı, öksürük, genel halsizliğe neden olabilir. Besinin alınmasından sonra 1–2 saat içinde vücut çocuğun besini ne kadar tükettiğine ve alerji seviyesine bağlı olarak hafif veya şiddetli olarak reaksiyon gösterebilir.
Görülme sıklığı çocuklarda %2, erişkinlerde %1,5–2 arasındadır. Anne ya da babadan birinin yada ikisinin de alerjik vücut yapısına sahip olması çocukta alerji gelişme riskini artırmaktadır. Gıda alerjilerinin bir kısmı yaşla kaybolurken, bazen yaşam boyu beslenmelerine dikkat etmeleri gerekebilir.
Alerjiye en sık neden olan besinler; süt, yumurta, yer fıstığı, mısır, soya, muz, çilek, buğday, fındık, ceviz, balık ve kabuklu deniz ürünleridir.
Alerjiyi tanımlamak özellikle çocuklarda kolay olmamaktadır, deri testleri veya eliminasyon diyeti yani alerjiye neden olabileceği düşünülen yiyeceklerin diyetten çıkarılması ve zamanla tekrar diyetlerine eklenerek vücudun tepki verip vermediğinin kontrol edilmesi gerekebilir. Böylelikle çocuğun hangi besine karşı alerjisi olduğu tespit edilir.
Alerjiyi ortadan kaldıracak bir tedavi yöntemi yoktur fakat alerjik hastaların bir kısmı özellikle süt ve yumurta alerjisinde 3 yaşından sonra alerji yapan gıdaları tüketebilir hale gelebilmektedirler. Gıda alerjisinin tedavisinde amaç etken besinin diyetten uzaklaştırılmasıdır. Bu durum çocuklarda bazı vitamin ve mineral eksikliklerinin görülmesini tetikleyebilir.
Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesini sağlamakta ileride oluşabilecek gıda alerjilerinden korumasında bir yoldur. Eğer çocuğunuzu emziremiyorsanız soya içeren mamalar kullanmamanız riski azaltacaktır. 6. aydan sonra ise pirinçli veya yulaflı mamalarla başlayıp, sonrasında buğdaylılardan destek alabilirsiniz. Daha sonrasında sebzeler ve narenciye dışındaki meyve ve meyve suları diyetlerine eklenmelidir. Et ve protein kaynaklı yiyecekler ise 8. aydan itibaren verilmelidir. 1 yaş sonrasında yumurta, balık, buğday verilmelidir.
Çocuklar genellikle inek sütüne karşı alerjik reaksiyon gösterirler. Eğer çocuğunuzun inek sütüne karşı alerjisi varsa diyetinden peynir, yoğurt, tereyağı, dondurmayı çıkarmanız gerekecektir. Bu durumda çocuğunuzun kalsiyum gereksinimini doktor kontrolünde tamamlayıcılardan sağlamanız yararlı olacaktır.
Eğer çocuğunuz belirli yiyecekleri tükettikten sonra belirli semptomlar oluşuyorsa o yiyecekleri diyetinden kaldırın. Hangi yiyeceğin alerji yaptığını tespit etmek için birkaç haftalık günlük tutabilirsiniz. Çocuğunuzun sabahtan akşama kadar neler tükettiğini yazın ve anı anına gösterdiği belirtileri de kaydedin. Unutulmaması gereken çocuğunuzun bir yiyeceğe karşı alerjisi varsa vücut hemen tepki vermeyebilir. Bağışıklık sistemlerinin bir reaksiyon göstermesi haftalar hatta aylarda sürebilir. Yani çocuğunuzun alerjisi olup ta vücutta reaksiyon vermeyen durumlar söz konusudur. Bu nedenle en sağlıklı yöntem alerji testleridir.


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

11 Şubat 2012 Cumartesi

Çocuklarda Vitamin-Mineral Kullanımı

Çocuklarda Vitamin-Mineral Kullanımı
cocuklarda vitamin mineral eksikligi
Vitaminler, sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir. Latince hayat anlamına gelen “vita” sözcüğünden kaynaklanır. Vitaminler, vücutta metabolik olayların normal bir şekilde meydana gelmesi ve sağlıklı durumun sürdürülmesi için gerekli olan ve besinler içinde ufak miktarlarda alınan maddelerdir. Vitaminler iki grupta toplanır.Suda gözünen vitaminler: C ve B grubu vitaminleri (B1, B6 gibi) Yağda çözünen vitaminler: A, D, E, K vitaminleri
Özellikle sonbaharda ve kışın enfeksiyonlardan korunmada , vücut direncini arttırmada vitaminden zengin besinler tüketilmesi gereklidir.Yiyeceklerde saklama, yıkama, pişirme sürecinde de vitamin değerlerinde önemli bir kısmı kaybolmaktadır. Eğer yeterli miktarda vitaminleri doğal yoldan alamıyorsak supleman olarak kullanmalıyız. Özellikle kış aylarında yeteri miktarda güneş ışınlarından yararlanamadığımızdan çocuk ve yaşlıların D vitamini gereksinimi de artmaktadır.Çocuklar bulundukları ortamlarda virüs ve bakterilerin saldırısına maruz kalır. Okulda veya dışarıda hatta evlerinde tükettikleri besinler bu mikropların doğal yaşam ortamları olabilir. Çocukların bağışıklık sistemi iyi çalıştığında mikroplara karşı daha dirençli olup, hastalıklara yakalanma riskleri de azaltmaktadır. Yetersiz ve dengesiz beslenme, mevsim değişiklikleri, kronik hastalıklar bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına yol açmaktadır. Örneğin aşırı hijyenik ortamlarda bulunma bağışıklık sisteminin gelişimini engeller ve allerji potansiyelini arttırır.
Çocuklarda 1-3 yaş arasında bağışıklık sistemlerinin düşmesi daha sık rastlanır ve eğer bu durumun farkına varılırsa bir takım destekler ile daha rahat geçirilebilir.Bağışıklık sistemini dengede tutmak önemlidir. Bağışıklık sistemini dengede tutmak için ilk önce C ve E vitamini betakarotenin vücut tarafından alınması çok önemlidir. Bunun dışında taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmemek gerekir. Beslenme düzensizliği günümüzde başka hastalıkları da tetikleyen en önemli sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle geri kalmış ülkelerde görülen protein-kalori yetersizlikleri ve vitamin eksiklikleri (özellikle A, C ve E vitaminleri) görülmekte, 1-5 yaş arası çocuk ölümlerinin birincil nedeni olmaktadır.
B1 sebzelerde, tahıllarda, baklagillerde, meyvelerde bulunur. Büyüme döneminde sinir sisteminin gelişimi ve hızlı metabolizma için B1 vitaminine ihtiyaç vardır. Eksikliğinde kusma, iştahsızlık, huzursuzluk, nefes almada zorluk, kalp çarpıntısı, morarma, kalp yetmezliği, merkezi sinir sistemi bozuklukları, kalp yetmezliği, ses kaybı, beriberi hastalığı görülebilir.
B2 sakatatta, süt ve peynirde ve bazı yeşil sebzelerde bulunur. Eksikliği görme bozukluklarına, dudak kenarlarında çatlaklada, der ve mukoza hastalıklarına yol açar.
B6 eksikliğinde dilde şişme, göz, ağız ve burun çevresinde yağlanma görülür. Tahıllar, yumurta, et ve ciğer yoğun olarak B6 içerir.
B12 eksikliği sinir hücrelerini kaplayan beyaz bir madde olan miyelinin kaybına neden olarak sinir sistemini zedeleyen ve anemiye yol açar. Et, balık, deniz ürünleri ve yumurtada bulunan bu vitamini süt ve süt ürünleri de az miktarda içerir.
C vitamini turunçgiller, brokoli, domates, bibire, karnıbahar ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzelerde bolca bulunur, dokular için kolejen üretimini sağlar.
A vitamini en çok balık ciğerinde, yumurtada, tereyağında ve sarı renkli meyvalarda bulunur. Kilo alamama, boyun uzamaması, gözün parlaklığını yitirerek aşırı kuruması, gözyaşının yetersiz salgılanması, kuru ve pullanmış deri, halk arasında tavuk karası diye adlandırılan gece körlüğü görülür.
D vitamini hem beslenme hem de güneş ışığı yoluyla alınır. Balık ciğerinde, az olarak peynir, süt, tereyağı ve yumurta sarısında bulunur. Eksikliği çocuklarda raşitizme neden olur. Kemiklerde kalsiyum ve fosfor dengesini düzenler. Huzursuzluk, baş terlemesi, kaşıntı, uyku bozuklukları, ileriki aşamalarda kas güçsüzlüğü ,kafatasında yumuşama, büyümüş bıngıldak, kafatası büyüklüğü , dişlerin geç çıkması, diş çürümeleri, diş minesi bozuklukları görülmektedir.
E vitamini antioksidan etkiye sahiptir ve metabolik hızın arttığı okul ve ergenlik çağında zararlı maddeleri temizleyici etkisi vardır. Eksikliğinde anemi, ödemler görülebilir.
K vitamini kanda pıhtılaşma için gerekli olan yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Nomalde barsaklardaki bakteriler tarafından yapılır. Pıhtılaşma faktörlerinin sentezi için gereklidir. Eksikliğinde dişeti kanamaları görülebilir.
Çocuklar için önerilen günlük vitamin alım miktarları (RDA)

AEKCDB1B2B6B12

(mcg RE)(mg) (mcg)(mg) (mcg)(mg)(mg)(mg) (mcg)
1-3 YAŞ4006154050,50,50,50,9
4-8 YAŞ5007204550,60,60,61,2
Dyt. Özlem Sert Aydın http://www.ozlemsert.com

Bayramda kırmızı ete ağırlık vermeyin

Bayramda kırmızı ete ağırlık vermeyin
kurban bayraminda kirmizi et
Kurban Bayramı sofralarında kırmızı etin yanı sıra sebze yemekleri, salata ve meyvenin de tüketilmesi öneriliyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Özlem Sert, bayramda nasıl beslenilmesi gerektiğini ve kırmızı et tüketiminde dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor;:

Bayramda kronik rahatsızlığı olanların nelere dikkat etmesi gerekiyor?
 "Bayramlarda psikolojik olarak daha fazla yemek yenmesi hissi vardır, ağır ve aşırı yemek yenmesi halinde sindirim zorlukları, gaz sıkıntısı, hazımsızlık, mide bulantısı ve ani tansiyon yükselmesi gibi rahatsızlıklar görülebiliyor.
  Kalp, şeker, tansiyon hastalarının normal beslenme düzeninin dışına çıkmamaları gerekir."
  
Kırmızı et tüketimi nasıl olmalı, nelere dikkat edilmeli?
  "Kurban Bayramı'nda kırmızı et tüketimi artar ve her türlü yemek içinde kullanılır. 
Kesilen et dinlendirilmeden tüketildiği için sindirimi de zor olur. Fazla tüketildiğinde ise midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olabilir. 
Etin kesildikten sonra bir-iki gün buzdolabında dinlendirilmesi pişme süresini azaltır ve sindirimi kolaylaştırır. Kolesterolü yüksek olanlar, kalp ve böbrek hastalarının fazla kırmızı et tüketmemeleri gerekir. Kırmızı etteki doymuş yağ oranının fazla olması kalp damar sağlığını tehdit edici olabilir. Tüketilecekse de ızgara, buğulama veya haşlama olarak ve yanında sebze yemeği ve salata ile tüketilmelidir."
              
Etin kesimi ve pişirme yöntemleri nasıl olmalı?
 "Hayvanın kesim yerinin temiz olması çok önemli, hem ortamdaki hem de ciğer, bağırsak, böbrek gibi sakatatlardaki parazitler insan sağlığı için tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle çok iyi temizlenmeleri gerekir. Pişirme derecesi de çok önemli çünkü iç kısmı çiğ kaldığında etteki mikroorganizmaların kişiye geçmesi mümkün. Izgaradan ziyade haşlama olarak tüketilmesini öneririm."
              
Bayramların vazgeçilmezi olan tatlıları nasıl tüketelim?
 "Özellikle bayram sonrasında hastanelere başvuran kişilerde gözlemlenen, şeker seviyesinin yükselmesidir. Tatlıların kalori düzeyi yüksek olduğu için kilo alımına neden olabileceği de gözönünde bulundurulmalı. 
Şekerli, yağlı hamurlu tatlıların ve çikolatanın fazla tüketilmesi hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları ile diyabete zemin hazırlamakta ve diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Ziyaretlerde ikram edilen her tatlıyı kabul etmeyerek, aralarında en hafif olan sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmek sağlıklı bir seçim olacaktır."
  
Bayram sofrasında neler bulunmalı?
 "Bütün ailenin birlikte olduğu ender zamanlardan biri olduğu için türlü türlü yemekler yapılır. Kurban Bayramı'nda sofrada illaki kırmızı et olacaktır ama önemli olan nasıl yapıldığı. Kavurma veya kızartma yöntemiyle pişirilen etin hem sindirimi zor hem de vitamin, mineral kaybı olacağı için mümkün olduğu kadar tüketilmemesi gerekir.
Izgara veya haşlama etin yanında bol yeşil ve limon soslu, az yağlı salata veya sadece etli sebze yemeği doğru seçenek olacaktır. Sebze ve salatada bulunan lifler, kırmızı etteki doymuş yağın vücuttan dışarı atılmasını sağlayacak ve vücuda yapacağı toksik etkileri azaltacaktır. 
Çorba mide hacim kapasitesini artıracağı için yemeğe çorba ile başlanmalı. 
Pilav, makarna, börek mümkün olduğunca az tüketilmeli. Yoğurt sindirimi kolaylaştırdığı için yemeğin yanında ayran, cacık olarak tüketilmeli. Tatlı olarak da sütlü tatlılar tercih edilmelidir."

Bayram öncesi ve sonrası nelere dikkat edilmeli?
 "Kahvaltı günün en önemli öğünüdür, kesinlikle atlanmamalı ama aşırıya da kaçılmamalı. Kahvaltıda C vitamininden zengin olan domates, sivribiber, maydanoz tüketilmeli. Sıvı alımına dikkat edilmeli ve günde ortalama iki litre su içilmeli. Öğünler atlanmamalı, az az ve sık sık beslenmeli.Posadan zengin sebze ve meyvelere ağırlık verilmeli, günde sekiz porsiyon sebze, üç porsiyon da meyve tüketilmeli. Yemeklerin pişirilme yöntemlerine dikkat edilmeli, etin fırınlanmış, ızgara veya haşlama, sebze yemeklerinin ise az ve sıvı yağlı olarak tüketilmesine dikkat edilmeli. Yiyecekler birbirine fazla karıştırılmamalı.Bayramın ardından midenin dinlenmesi için bir öğün sadece çorba ve salata, diğer ana öğünde ise etli sebze yemeği yenmeli.Çay, kahve, kola gibi kafeinli içecekler fazla tüketilmemeli. Bitki çaylarından özellikle rezene çayından destek alınmalı.Tokluk hissinin 20 dakikada hissedilmesinden dolayı yemekler yavaş yavaş yenmeli."

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Kansızlık göz ardı ediliyor

Kansızlık göz ardı ediliyor
kansizlik tedavisi
En fazla genç kadın ve çocuklarda demir eksikliği olarak görülen kansızlık, diğer hastalıklarla karıştırılması nedeniyle genellikle göz ardı ediliyor. 
Kandaki alyuvar veya alyuvarlara renk veren hemoglobin sayısındaki azalma, kansızlık olarak adlandırılıyor.
  
Hemoglobinin üretilmesinde gerekli olan demir, besinlerle yeterli miktarda alınmazsa hastalığın oluşmasına zemin hazırlıyor. 

Hemoglobin miktarı ne olmalı? 
"Hemoglobin miktarı erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda 12 g/dL, altı ay ile altı yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin, 6-14 yaşlarda 12 g/dL nin altındaysa kişi anemik kabul edilir. 
  
Beslenmenin yanı sıra kişide karaciğer, böbrek rahatsızlıkları ve kanser gibi ciddi hastalıklarda görülen iç kanama varsa demir eksikliği kansızlığın nedeni olabilir."
  
Kansızlığın belirtileri nelerdir?
  
"Halsizlik, yorgunluk, soluk bir cilt, asabiyet, uykusuzluk, konsantrasyon eksikliği, saç dökülmesi, tırnaklarda incelme görülebilir. 
  
Dünya nüfusunun yüzde 30'unda görülen kansızlık ileri derecelerde elde ve ayakta karıncalanma, depresyon, çarpıntı, kulak çınlaması gibi yakınmalara neden olur. 
  
Özellikle kış aylarında el ve ayaklarda üşüme ile kendini gösterir. Bu tip şikayeti olanlar en yakın bir zamanda hematoloğa başvurmalıdırlar.
  
Eğer kansızlık demir eksikliğinden oluşuyorsa ağız kenarlarında ve dilde yaralar, tırnaklarda çatlaklar, toprak, buz ve kirece karşı istek olabilir. 
  
Folik asit eksikliğinden kaynaklı ise depresyon, ishal, şiş bir dil olabilir. B-12 vitamini eksikliğinden oluşuyorsa da kilo kaybı, depresyon, hafif renk körlüğü, duyu kaybı ve kararmış bir cilt görülebilir."
  
Kansızlık nasıl tedavi edilir?

"Tedavide öncelikle kansızlığa sebep olan unsurları öğrenmek gerekir. Fazla adet kanaması veya hemoroid kanaması varsa tedavi edilmelidir."

Beslenmeye bağlı olan bir durumsa dikkat edilmesi gerekenler:

Kırmızı et, karaciğer, balık, yumurta sarısı,  kurubaklagiller, kuru üzüm, kuru incir, yeşil yapraklı sebzeler, ayçekirdeği, fıstık, ceviz, badem, soya fasülyesi demirden zengin yiyecekler tüketilmeli Demir emilimini artıran C vitamini alınmalı. Öğünlerde ana yemeklerin yanında domates, maydanoz, sivri biber, marul içeren limonlu salata tercih edilmeli İçinde bulunan laktik asit demirin vücutta depolanmasını kolaylaştırdığı için yoğurt tüketimi artırılmalı Demir emilimini azaltan besinler fazla tüketilmemeli. Çay, kahve, kola, sigara, alkol ve kepekli ekmek. Yemekten en az yarım saat sonra çay veya kahve tüketilmemeli Sebzelerin haşlama suyu atılmamalı Sebzeler mümkün olduğunca az suda veya düdüklü tencerede pişirilmeli 

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Hipertansiyondan Korunmak İçin Zayıflayın

Hipertansiyondan Korunmak İçin Zayıflayın
hipertansiyon riski
Kan basıncının normal değerlerin üzerinde olması olarak tanımlanan hipertansiyon, şişmanlık, alkol ve sigara tüketiminden olumsuz etkileniyor.


Hipertansiyon riskini artıran etkenler neler?

"Hipertansiyon kan basıncının bazı nedenlerden dolayı, böbrek hastalığı, kullanılan bazı ilaçlar, kalp-damar hastalığı, gebelik gibi normal değerlerinin, 120/80 mm/Hg üzerinde olmasıdır.

Şişmanlık, aşırı tuzlu yeme alışkanlığı, doymuş yağların aşırı tüketimi, alkol ve sigara tüketimi hipertansiyon riskini arttırır."

Ne gibi belirtileri var? 

"Kişi çoğu zaman hipertansiyon belirtilerini hissetmez, başka bir nedenden dolayı doktora gittiğinde açığa çıkar. Bu nedenle düzenli olarak özellikle 50 yaş üzeri kişiler ölçüm yaptırmalıdırlar.

Baş ağrısı, ensede ağrı hissi, yorgunluk, sık idrara çıkma, çarpıntı, kulak çınlaması gibi belirtiler görülebilir."

Zararları neler?
 
"Tedavi edilmezse tansiyon kişide kalp-damar hastalığı ve böbrek hastalıkları riskini artırır, hatta görme bozuklukları yaratabilir." 

Nasıl bir beslenme uygulanmalı?

hipertansiyon"Tedavide olumlu sonuç alınması için doktor tarafından önerilen ilaçların yanı sıra yaşam tarzı değişikliği de gereklidir.

Şişmanlık, hastalık riskini artıran en önemli etkendir ve bu nedenle kişide kilo fazlalığı varsa kilo vermelidir. Kilo ile beraber şeker hastalığı ve kalp-damar hastalıklarının görülme riski de artacaktır. Tansiyonlu kişide 1 kg. yağ kaybı tansiyonu 0.2 cm/Hg düşürecektir.

Tuz tüketimi tansiyon değerine göre ya azaltılmalı ya da kaldırılmalıdır. Tuz tüketiminin azaltılması tansiyonu düşürecek ve ilaca olan ihtiyacı da azaltacaktır.

Yemeklere tuz serpilmemeli, yemekler az tuzlu pişirilmeli, tuzsuz ekmek tüketilmelidir. Birçok yiyecek içinde doğal olarak sodyum bulunmaktadır. Sodyumu azaltılmış tuzlar ise doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Yemeklere doymuş yağ asla katılmamalıdır. Doymuş yağ yerine damar sağlığı için fındık yağı, soya yağı, mısırözü yağı, zeytinyağı, ayçiçek yağı tüketilmelidir. Etleri kızartmak yerine ya ızgara ya da haşlama olarak tüketilmelidir. Sakatat asla tüketilmemelidir.

Kalsiyum, potasyum ve magnezyum minerallerinin tansiyonu olumlu etkilediklerine dair çalışmalar mevcuttur. Böbrek hastaları dışında tansiyon hastalarının potasyumdan zengin yiyecekler tüketmesi, sebze ve meyveler, veya supleman kullanmasının tansiyonu düşürücü etkisi ve hücre geçirgenliğini artırarak besinlerin hücre içine girmesini sağlamaktadır.

Kalsiyumunda tansiyonu düşürücü etkisi bulunmaktadır, bu nedenle hergün öğünlerde az yağlı yoğurt, günde bir bardak kadar az yağlı süt tüketilmeli, günde bir avuç kadar fındık veya bademden de destek alınmalıdır."

Başka dikkat edilmesi gerekenler nedir?

"Alkolün ve kafeinin kan basıncını artırıcı etkisinden dolayı tüketimi azaltılmalıdır.  Sigara ise damar sağlığını negatif etkilediğinden, özellikle büzüşmesine neden olup tansiyonu yükselteceğinden tüketilmemelidir.

Düzenli olarak yapılan spor en azından yürüyüşün bile kan basıncını kontrol ettiği, kilo verilmede destek unsur olduğu, kalp-damar sağlığını koruduğu bilinmektedir. Bu nedenle günde bir saatlik yürüyüşün olumlu etkileri olacaktır."


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Çocuklarda Kahvaltının Önemi

Çocuklarda Kahvaltının Önemi
.Besleyici ama dikkatli tüketilmesi gereken mucizevi besin; BAL
kis yemekleriZengin ve özel bir besin kaynağı olan bal bebek ve çocuk beslenmesinde çok önemlidir. Sindiriminin kolay olması , içeriğindeki yararlı maddeler sayesinde iştah aç ıcı, sakinleştirici ve daha birçok faydası bulunmaktadır ama dikkatli tüketilmesi şartıyla.

Bal içerisinde C. Botulinum adı verilen bir bakteri bulunabilmektedir. Yetişkinler için tehlikeli olmayan ama 1 yaşına girmemiş bebeklerde bağışıklık sistemi gelişmediğinden Brulizm hastalığına, alerji, astım hatta solunum ve sinir felcine dahi yol açabilmektedir. Hastalık kabızlıkla başlar, yeme sorunları, yemeği yutamama, ses kısıklığı, hareketlerde yavaşlıkla kendisini gösterir. Doğal ve besleyici bir besin olmasına rağmen içeriğindeki toksik ve alerjen maddeler nedeniyle ileriki yaşlarda bu besine karşı alerji ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlayabilmesi mümkündür. 1 yaş oncesinde yedirilmemesi, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerekir. Yapılan bazı araştırmalar ani bebek ölümlerinin nedenleri arasında balı göstermektedir.
Hamilelik ve emziklilik döneminde annenin bal tüketmesinde herhangi bir sakınca yoktur, hatta faydası bulunmaktadır. Ama annelerin çok sık yaptıkları bir yanlış vardır ki oda bebeğin rahat meme emmesi için meme başına bal sürülmesi, ağlamasının kesilmesi veya rahat uyuması için emziğinin bala batırılarak bebeğe verilmesidir. Annelerimizden, anneannelerimizden gördüğümüz bu gelenek malesef ciddi sorunlara yol açabilmektedir.
Vitamin ve mineraller sayesinde besleyici ve birçok hastalıklara karşı koruyucu hatta tedavi edici özellik gösteren balda B1, B2, B3, B5 ve C vitaminleri ve kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, potasyum, fosfor gibi mineraller bulunmaktadır. İçerdiği maddeler sayesinde antimikrobiyal özelliğe de sahiptir. 1 yaşa kadar tüketilmesi önerilmeyen ama çocukların sağlıklı gelişimleri için tüketmeleri gereken bal, çocuklarda sıklıkla görülen demir eksikliğine, kemik hastalığı olan raşitizme ve barsak tembelliği, kusma, öksürük, bronşit , difteri, boğmacada tedavi edici olduğu bilinmektedir.

Beslenmede çok önemli yeri olan balın çocuğunuzun ileriki yaşantısında mahrum kalmaması için bir beslenme uzmanına danışarak ve belli bir yaştan sonra azar azar verin .
Bebeğinizi ilk 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.
İlk 1 yaşa kadar allerjik ve toksik etkisi bulunabileceği için bal yedirmeyin.
Biberonu içerisine veya emziğine tatlandırmak için bal ilave etmeyin.
Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Çocuk Beslenmesinde Bal

Çocuk Beslenmesinde Bal
.Besleyici ama dikkatli tüketilmesi gereken mucizevi besin; BAL
cocuk beslenmesinde bal onemliZenginve özel bir besin kaynağı olan bal bebek ve çocuk beslenmesinde çok önemlidir. Sindiriminin kolay olması , içeriğindeki yararlı maddeler sayesinde iştah aç ıcı, sakinleştirici ve daha birçok faydası bulunmaktadır ama dikkatli tüketilmesi şartıyla.

Bal içerisinde C. Botulinum adı verilen bir bakteri bulunabilmektedir. Yetişkinler için tehlikeli olmayan ama 1 yaşına girmemiş bebeklerde bağışıklık sistemi gelişmediğinden Brulizm hastalığına, alerji, astım hatta solunum ve sinir felcine dahi yol açabilmektedir. Hastalık kabızlıkla başlar, yeme sorunları, yemeği yutamama, ses kısıklığı, hareketlerde yavaşlıkla kendisini gösterir. Doğal ve besleyici bir besin olmasına rağmen içeriğindeki toksik ve alerjen maddeler nedeniyle ileriki yaşlarda bu besine karşı alerji ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlayabilmesi mümkündür. 1 yaş oncesinde yedirilmemesi, bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerekir. Yapılan bazı araştırmalar ani bebek ölümlerinin nedenleri arasında balı göstermektedir.
Hamilelik ve emziklilik döneminde annenin bal tüketmesinde herhangi bir sakınca yoktur, hatta faydası bulunmaktadır. Ama annelerin çok sık yaptıkları bir yanlış vardır ki oda bebeğin rahat meme emmesi için meme başına bal sürülmesi, ağlamasının kesilmesi veya rahat uyuması için emziğinin bala batırılarak bebeğe verilmesidir. Annelerimizden, anneannelerimizden gördüğümüz bu gelenek malesef ciddi sorunlara yol açabilmektedir.
Vitamin ve mineraller sayesinde besleyici ve birçok hastalıklara karşı koruyucu hatta tedavi edici özellik gösteren balda B1, B2, B3, B5 ve C vitaminleri ve kalsiyum, magnezyum, demir, kükürt, potasyum, fosfor gibi mineraller bulunmaktadır. İçerdiği maddeler sayesinde antimikrobiyal özelliğe de sahiptir. 1 yaşa kadar tüketilmesi önerilmeyen ama çocukların sağlıklı gelişimleri için tüketmeleri gereken bal, çocuklarda sıklıkla görülen demir eksikliğine, kemik hastalığı olan raşitizme ve barsak tembelliği, kusma, öksürük, bronşit , difteri, boğmacada tedavi edici olduğu bilinmektedir.

Beslenmede çok önemli yeri olan balın çocuğunuzun ileriki yaşantısında mahrum kalmaması için bir beslenme uzmanına danışarak ve belli bir yaştan sonra azar azar verin .
Bebeğinizi ilk 6 ay sadece anne sütü ile besleyin.
İlk 1 yaşa kadar allerjik ve toksik etkisi bulunabileceği için bal yedirmeyin.
Biberonu içerisine veya emziğine tatlandırmak için bal ilave etmeyin.
Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Bahar aylarında doğru beslenin

Bahar aylarında doğru beslenin
kis yemekleri
Kış mevsiminin ardından bahar aylarındaki mevsim değişikliği ve vücutta görülen fizyolojik değişikliklere karşı doğru beslenme programı ve egzersiz öneriliyor.
 
Bahar ayında vücudumuzda görülen değişiklikler nelerdir?
"Kışın ayının soğuk günlerinden sonra havalarında ısınmaya başlamasıyla birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği, hafıza kaybı, mutsuzluk, stres gibi ortak şikayetler gözlenir. Stres ve yorgunluk ile beraber kalp-damar sağlığı da negatif etkilenebiliyor. Tansiyon yükselmesi, kan şekerinin düzensiz salgılanması, tiroid ve insulin hormonlarında da düzensizlik görülebiliyor."

Baharda nasıl bir beslenme programı uygulamalıyız?
"Bahar ayında uygulanacak en ideal beslenme şekli Akdeniz tarzı beslenmedir. Her öğünde mevsim sebzeleri salata yada yemek olarak tüketilmelidir. Ara öğünlerde de yine mevsim meyveleri tercih edilmelidir. Haftada bir kez kırmızı et, en az iki kez balık, iki kez kurubaklagiller, iki kez yumurta ve hergün iki kase kadar yoğurt, yarım avuç kadar fındık, badem tüketmeliyiz.
Salatalara ve yemeklere piştikten sonra çok az zeytinyağı ilave etmek de faydalı olacaktır. Ekmek ve tahıl grubu ihtiyacımızı ise kepekli ürünlerden tercih etmeliyiz."

Peki sıvı tüketimi?
"Havaların ısınması ile vücut yüzey ısımızın artmasıyla ve sıvı tüketimine de ihtiyacımız artacaktır, bu nedenle günde en az 1.5 lt su içilmelidir.
Alkol ve kafeinli içeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durulmalı, yerine rahatlatıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici bitki çaylarından destek alınmalıdır.
Bahar ayında vücudun A, B ve C vitaminlerine ve potasyum, magnezyum minerallerine olan ihtiyacı artar. Bu nedenle bu yiyeceklerden zengin bir beslenme programı uygulanmalıdır."

Bu vitaminlerin eksikliğinde neler oluşur?
"A vitamini eksikliğinde, büyüme ve gelişmede yetersizlik, göz rahatsızlıkları, ileri derecede gece körlüğü, derinin pul pul olup döküntü oluşturması görülür.
B vitamini eksikliğinde, iştahsızlık, sinirlilik, huzursuzluk, kalp çarpıntısı, ses ve görme bozuklukları görülebilir.
C vitamini eksikliğinde ise diş eti rahatsızlıkları, bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyona yatkınlık, halsizlik ve iştahsızlık görülür." 

A,C ve E vitaminlari hangi yiyeceklerde bulunur?
 "A vitamini süt, yumurta sarısı, balık ve sarı-turuncu renkli sebzelerde, B vitamini ise buğday, kepek, bira mayası, yeşil sebzeler ve kurubaklagillerde bulunur.
C vitamini turunçgillerin yanı sıra taze sebzeler, maydonoz, kabak, soğan ve domates de bulunur."

Bahar yorgunluğu için neler yapılabilir?
"Kış sonrasında vücuttaki yorgunluğu atmak için eğer kişinin tansiyon, kalp ve diabet rahatsızlığı yoksa üç-beş günlük sadece sebze, sebze suyu ve meyve ağırlıklı, protein ise bitkisel kaynaklı proteinlerden sağlanan, günde en az 1.5 lt. suyun tüketildiği bir beslenme programı uygulanabilir.Baharda hormonların çalışmasında düzensizlik görülebilir. Hem hormonlar hem de hava değişimleri vücutta su tutulmasına neden olabilir. Ödemde yorgunluk nedenlerinde biridir. Bu nedenle yemekler az tuzlu tüketilmelidir.Uyku problemi yaşamamak için yatmadan önce ılık bir duş almak, aynı saatlerde yatmaya dikkat etmek gerekir.Fiziksel aktivite kişiyi hem rahatlatır hemde metabolizmayı hızlandırır, özellikle yüzme bahar yorgunluğunun giderilmesinde etkilidir.
Bahar yorgunluğunun nedeni bir mineral eksikliği de olabilir, özellikle bayanlarda demir eksikliği bu semptomların oluşmasını tetikler.
Tiroidin az çalışması da kişide yorgunluk nedeni olabilir, bu nedenle bir endokrinolog ile görüşülebilinir."

Yaz öncesinde zayıflama diyetlerine başlamak ve kısa sürede kilo vermek ne kadar sağlıklı?
"Bahar ayı geldiğine çoğu kişi psikolojik olarak kışın alınan kiloları verme telaşına düşüp, ya dergi, gazete ya da internet sitelerinde bulunan mucize olarak adlandırılan şok diyetleri uygulamaya başlar.

Evet çoğu kişide birkaç kilo kayıp olur ama giden su veya, proteinden yetersiz bir programsa, kastır ve kişi kilo verdiğini sanır. Bununla beraber mucize diyet adı altındaki diyetlerin kalori toplamı da çok düşük olduğu için kişide bir süre sonra metabolik direnç görülebilir.

Yani kişi sonrasında ne kadar diyet yaparsa yapsın eskisine nazaran daha az kilo verecektir çünkü vücut daha az kalori harcayacaktır. Bu da yaz öncesinde bilinçsizce yapılan zayıflama diyetlerinin ardından kilo alınacağı anlamına gelmektedir.

Bu nedenle kişi kendi vücut yapısına, yaşına hatta kan bulgularına uygun, diyetisyen tarafından hazırlanan bir zayıflama programını uygulamalı, amacı kısa süreli kilo kaybı değil bir yaşam şekli olmalıdır."
Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

10 Şubat 2012 Cuma

Çocuklarda D Vitamini Eksikliği - Raşitizm

Çocuklarda D Vitamini Eksikliği - Raşitizm
rasitizm d vitamini eksikligiRaşitizm, D vitamini yetersizliğine bağlı olarak kemiklerde kalsiyum ve fosfor depolanmasındaki problemle açığa çıkan şekil bozukluğudur. Genellikle yenidoğan ve 2 yaş arası çocuklarda görülür.D vitamini bazı besinlerle birlikte ve güneş ışığı sayesinde alınır ve temelde kemik dokusunun gelişimini, kalsiyum emilimini sağlar. Çocuğun yeteri kadar D vitamini alamaması, D vitamininin vücut tarafından depo edilememesi, vücudun yeteri kadar güneş ışığı alamaması, annenin gebelik döneminde yetersiz beslenmesi ve güneşe çıkmaması, barsaklardan emilim bozukluğu, böbrek yetersizliği, bazı ilaçların kullanımı hastalığa neden olabilir.
Bebekte huzursuzluk, kafa kemiğinde yumuşama, alında çıkıntı oluşumu, baş terlemesi, kaburgada yuvarlak çıkıntılar, göğüste deformasyon, el ve ayak bileğinde genişlik, geç oturma, geç yürüme, bacaklarda eğrilik, diş çıkarmada gecikme.. raşitizmin belirtilerindendir. Teşhis için kemik ölçümü ve kan tahlili yapılması gereklidir.
 
Yağlı balıklar, peynir, tereyağı, süt ve yumurtada D vitamini bulunmaktadır. Anne sütündeki D vitamini ise çok düşük seviyededir, bu nedenle doğumdan sonraki ilk haftalarda bebeğe D vitamini takviyesi yapılmalıdır. Annenin de hamilelik süresince güneşe çıkması fetüs için yararlı olacaktır çünki bebeğin D vitamini gereksinimi annenin D vitamini durumuna bağlıdır yani daha anne karnında iken bebekte vitamin yetersizliği başlayabilir.
 
Hastalığın önlenmesi için, hamilelik ve emziklilik döneminde annenin günde 10-30 dakika direkt güneş ışığı alması gerekir. çocuk hergün güneşe çıkarılmalıdır, sonbahar ve kış aylarında ek preparat ve hergün kalsiyumdan zengin besinler verilmelidir. Anne sütü ile beslenen bebekler doğumdan itibaren 1 yaş sonuna kadar ek 400 IU D vitamini almalıdır, formula mama ile beslenen bebeklerin supleman almasına gerek yoktur zaten mama içerisinde bebeğin ihtiyacı olan D vitamini yeteri kadar bulunmaktadır.
 
D vitamini yağda eriyen bir vitamin olduğundan vücut fazlasını depo etmektedir bu nedenle gereğinden fazla D vitamini verilmesi durumunda zehirlenme görülebilir. Raşitizm tedavisi dışında bebeklerde diş çıkarma hatta iştah açma amaçlı da D vitamini kullanılmaktadır, sonucu tehlikeli olabilir. Tedavi doktor kontrolünde uygulanmalıdır.
Büyüme ve gelişmeyi hatta çocuğun ileriki yaşamını etkileyebilen Raşitizmin tedavisinden çok oluşumunu önlemek gerekir. Annenin hamilelik süresinde sağlıklı beslenmesi ve D vitaminini yeterli alması hastalıktan korunmada en etkin yoldur.


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Beslenmenin psikolojik etkisi ?


beslenme psikolojisiBeslenme tarzı kişiye özeldir ve kişi kendine uygun beslenme tarzı ile daha enerjik, daha mutlu hissedebilir. Yapılan araştırmalar yenilen yiyeceklerle ruh halimiz arasında bir ilişki olduğu yönünde. Yediğimiz yiyecekler psikolojimizi etkileyip kontrol edebiliyor. Bu nedenle beslenmemize biraz daha dikkat ederek bunu sağlamak mümkün.
Çok düşük yağlı diyet yapmak depresyona itebilmektedir, özellikle sinir sistemi fonksiyonlarını düzenleyen n-3 ve n-6 yağ asitleri diyetimizde yer almalıdır. Haftada en az 2 kez balık, günde 10-15 adet fındık, badem tüketilmeli, yemekler mısırözü, ayçiçek, fındık yağı ile pişirilmeli, salataya ise zeytinyağı kullanılmalıdır.
Günde 2 kupadan fazla içilen kahve içeriğindeki kafeinden dolayı stresi, uykusuzluğu, regl öncesi semptomları tetikleyen bir nedendir.
Serotonin, uyku düzenini, iştahı, enerji düzeyimizi ve ruh halimizi etkileyen bir beyin kimyasalıdır ve triptofan aminoasidinden sentezlenir. Stresli olduğumuzda serotonin miktarı düşer, tavuk, hindi, süt, yumurta, portakal, mandalina, kakao, kurubaklagiller, domates serotonin düzeyini artırmaktadır.
B6, C vitamini, Folik asit, çinko ve magnezyum mineralleri ruh halimizi pozitif etkileyen elementlerdir.
Kan şekeri düzensizliğide psikolojiyi etkileyen bir faktör, bu nedenle düşük glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükseltmeyen besinleri tercih etmeliyiz. Kepekli ürünler, lifli yiyecekler.
Güne kahvaltı yaparak başlayın, kan şekerinizi hızlı yükseltmeyen kepekli ekmek ve proteinden zengin peynir veya yumurta ideal bir seçim olacaktır.
Şekerli yiyecekler bize çok zevk vermektedir çünkü beyin endorfin seviyesini yükseltmekteler. Şeker ve şekerli yiyecekler tüketmeden de gün içerisinde kendimizi daha enerjik ve mutlu hissedebiliriz. Serotonin seviyesini yükselten triptofan adlı aminoasitten zengin yiyecekler de aynı etkiyi yapacaktır. Ara ögünlerde tüketilen süt veya yoğurt iyi bir örnek.
Kızarmış, işlenmiş ve doymuş yağ oranı fazla olan yiyeceklerden kaçınmak gerekir. Tüketim miktarı arttıkça konsantrasyon problemleri, uykulu, yorgun bir yapı gözlemlenebilmektedir.
Allerjik etkisi olan yiyeceklerde psikolojik yapınızı etkileyebilmektedir, daha agresif, depresif yada hiperaktif olabilirsiniz. Bellirli yiyeceklere karşı allerjiniz varsa mümkün oldugunca uzak durmakta fayda bulunmakta.
Yediginiz yiyecegin porsiyon miktarı da bir diger etken. Yiyecegin porsiyon miktarının artması, kalori ve yağ  içeriğinin de yüksek olması demek, beyne daha az kan gitmesi kişinin de kendisini yorgun ve uykulu hissetmesine neden olmakta.
Doğru bir beslenme ile psikolojik yapınızı  değistirebilirsiniz. Proteinden zengin yiyecekler; et, süt, yumurta, balık, kurubaklagiller, peynir tükettildiğinde kişi kendini daha konsantre, karbonhidrattan zengin yiyeceklerle kişi kendini daha sakin, yüksek kalorili, yağlı yiyecekler ise uyku hali ve konsantrasyon sorunu yaratmaktadır.

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Çocuğunuz Obez mi?

Çocuk beslenmesi toplumumuzda pek üzerinde durulmayan bir konudur. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalara göre yetişkinlikte oluşan şişmanlığın temelinde çocuk ve adolesan şişmanlığın olduğu belirtilmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsünün 1990 yılında yaptığı araştırmaya göre toplam nüfusun %23.2’sini 10-19 yaş grubu oluşturmaktadır yani her üç kişiden birini çocuk veya adolesan oluşturmaktadır ve bunlarında %25’ini şişman çocuklar oluşturmaktadır. Çocuklukta özellikle buluğ çağında büyüme ve gelişme ile beraber vücudumuzdaki yağ hücreleri de sayıca ve ölçü olarak artmaktadır, yağ hücrelerinin artışında beslenmenin büyük etkisi bulunmaktadır ve bu hücre sayısı maalesef sabit kalmaktadır
Teşhis
Çocuğunuzun obez olduğu ya da olabileceği hakkında aşağıdakileri göz önünde bulundurarak fikir sahibi olabilirsiniz:
*Ailenin obezite geçmişi, anne ve/veya baba yüksek kilolu ise çocuğundan kilolu olma ihtimali yükselecektir.
*Kardiovasküler hastalıklar, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı seviyesi, tip 2 diyabet gibi obeziteyle bağlantılı hastalıklarda ailenin diğer üyelerinin durumu çocuğuda etkilemektedir.
*Sigara vb alışkanlıklarda ailenin diğer üyelerinin durumu
*Çocukta obeziteyle bağlantılı sağlık problemlerinin belirtileri(karın ve kalça bölümünde deri çatlamaları, hormonal bozukluklar, soluk alıp vermede güçlük…)
*Kalple ilgili Risk Faktörleri; obez çocuklarda yapılan incelemeler onların,  obez olmayan çocuklara oranla; ortalamanın üstünde kan basıncı, kalp atış hızı ve kalp randımanına sahip olduklarını gösteriyor.
*Tip 2 Diyabet Risk Faktörleri; glikoza duyarlılık ve normalden yüksek insülin değerleri bu gruptaki risklerdendir.
*Ortopedik Sorunlar; bazı belirtiler alt uzuvların birleşme yerlerinde kilo yüklenmesi, eğik bacaklar..
*Deri rahatsızlıkları; pişik, intertrigo, monilial deri iltihabı.
*Psikolojik ve Psikiyatrik Konular; özgüven eksikliği, kişinin kendisi hakkındaki olumsuz düşünceleri, depresyon, arkadaş ortamından uzak durma obezitenin olumsuz etkilerinden birkaçıdır.
*Uzun süre televizyon izlemek gibi alışkanlıklar ve  düşük fiziksel aktiobez cocukvite; 8-16 yaş
arası çocukların neredeyse yarısı günde 3-5 saat televizyon izliyor. En çok televizyon izleyen çocuklar, obezitenin en çok görüldüğü grup oluyor.

*Uzun boy; obez çocuklar genellikle 50. persentilin üzerinde boya sahiptir.

*Sigaraya başlama; araştırmalara göre, gençler sigarayı bir kilo kontrol yöntemi olarak görüyorlar. Aileler, pediatristler ve okullar; kilo kontrol yöntemi olarak sigara kullanımından üç ana nedenden ötürü gençleri vazgeçirmeye çalışmalıdırlar: a) sigaranın, kilonun denetim altında tutulmasına bir faydası olmaz. b) sigara içmek zaten zararlıdır c) sigara içmek, dengeli beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarında gerilemeye neden olur.

Çocuğunuzun aşırı kilolu olabileceğinden endişe ediyorsanız, en yakın zamanda diyetisyene başvurun. Çocuğunuzun boyuna ve kilosuna göre hesap yaparak Vücut Kitle İndeksi (VKİ) adı verilen bir oran bulur, hatta kas ve kemik oranını hesaplayarak ideal rakamıda hesaplayabilir. Kilosunun normal olup olmadığını öğrenmek için bu oran çocuğunuzun yaşına ve cinsiyetine uygun olan büyüme tablosuyla karşılaştırılır.

Dyt. Özlem Sert Aydın

http://www.ozlemsert.com

Çocuklarda ishal ve beslenme

İshal, emilim ve sekresyonun azalması ile dışkı miktarının, sayısının bozularak yumuşak, sıvı bir görünüm alması ve günde üçten fazla sıvı dışkılama olarak tanımlanmaktadır. Özellikle küçük bebeklerde beslenmelerine göre dışkılamaları da değişmektedir, yenidoğanda günde 3-6 kez, ilk yaşın sonuna kadar günde 2-3 kez olmaktadır.
Bebek ölüm oranının en yüksek olduğu ülkemizde ölüm nedenlerinin başında ishal gelmektedir. Nedenlerine baktığımızda yetersiz beslenme, ek besinlere çok erken veya geç başlanması, aşırı beslenme, enfeksiyonlar, besin zehirlenmeleri, antibiyotik kullanımı ve metabolik hastalıklar gelmektedir.
İshali olan çocuğa bol su ve sıvı besinler verilmelidir.
Çocuğun ishal sırasında uygun besinlerle beslenmesi belirtileri de azaltacaktır.
Aşırı kusma veya bilinç kaybı yoksa çocuk muhakkak beslenmelidir.
Çocuğa ORS..oral rehidratasyon sıvısı.. verilmelidir. Her dışkılamadan sonra 2 yaşından küçük ise 50-100ml, 2 yaşından büyük ise 200ml.
Dünya Sağlık Örgütüne göre ORS karışımının yanı sıra evde hazırlanacak tuz ve şeker karışımı solüsyonda tedavide kullanılabilir. 1 lt. kaynatılmış ve ılıtılmış su içerisine 1 çay kaşığı yemeklik karbonat, 1 çay kaşığı tuz ve 8 tatlı kaşığı şeker ilave edilerek hazırlanabilir.
ORS’nin yanı sıra çocuğa kaynamış su, açık çay, tuzlu ayran, meyve suyu, yoğurtlu pirinç çorbası verilebilir.
Bebek anne sütü alıyorsa anne sütünün enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisinden dolayı emzirilmelidir. Bebek inek sütü ile besleniyorsa, süt ilk 2 gün yarı yarıya sulandırılarak verilmelidir.
Bebek ek besinlere başlamışsa pirinç lapası, patates püresi, potasyumdan zengin meyve suları, ayran, yağsız et, acısız tarhana çorbası verilebilir.
Şeker ve şekerli yiyecekler osmolariteyi artıracağından ve barsaklarda patojen..hastalık yapan.. bakterilerin çoğalmasına neden olacağından verilmemelidir.
Pirinç içeriğindeki su tutucu özelliği olan glisinden dolayı dışkı sayısını azaltacaktır.
İshal süresince çocuğa çiğ sebze ve meyve, besin değeri olmayan çok sulu çorbalar..şehriye gibi.., kepekli tahıllar, kepekli ekmek, acılı yiyecekler, yağ içeriği yüksek besinler verilmemelidir.
Besinler 3-4 saatte bir, zorlanmadan ve iyi pişmiş olarak verilmelidir.
İshalden korunmak için;
İçme suyuna dikkat edilmelidir, su kaynatılmalı ve ılıtıldıktan sonra verilmelidir. Sebze ve meyveler bol su ile yıkanmalıdır. Yemekler dışarıda bekletilmemeli muhakkak buzdolabında saklanmalıdır. Yiyecekler hazırlanmadan önce, tuvaletten sonra, bebeğin bezi değiştirildikten sonra muhakkak eller sabunla yıkanmalıdır. Hijyen kurallarına dikkat edilmeli ve ailecek uyulmalıdır.

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Gerekli enerji miktarı kişiden kişiye değişiyor

Doğumdan ölüme kadar yaşamsal fonksiyonların sürdürebilmesi için gereken enerji miktarı, kişiden kişiye değişiyor.

Yaş, boy, metabolizma hızı, beden kitle indeksi ve fiziksel aktivite düzeyi enerji gereksinmesini belirleyen faktörler arasında yer alıyor. 
 
Nelerden enerji elde edilir?
  "Yediğimiz yiyeceklerdeki karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji elde ederiz, protein ve karbonhidrat gram başına 4 kcal. sağlarken yağlar 9 kcal. verir. 
 
Vitamin ve mineraller enerji vermezler sadece enerjinin üretilmesine yardımcı olurlar."

Açık havada yapılan egzersizle harcanan enerji miktarı artar mı?
"Egzersiz süresi ve şiddetine göre harcanılan enerjide kişiye göre değişir. Günlük aldığımız enerjinin yüzde 30'u günlük normal hareketlerimiz için harcanır eğer düzenli olarak sporda yapılırsa bu oran artar.
 
Açık havada yaptığınız sporda oksijen daha fazla alacağınız için harcadığınız enerji kapalı bir ortamda aynı şiddette ve zamanda yaptığınız spordan 20 kat fazla fark gösterecektir."

Erkekler daha fazla yedikleri halde yağ oranları neden düşük?
"Vücut yapısı, kas-kemik oranı enerji gereksinimini etkileyen faktörlerdendir. Kas oranı fazla olan bir kişinin metabolizma hızı da fazla olduğu için daha fazla enerji harcayacaktır.  
 
Kadınlarda yağ oranı yüzde 20 iken erkeklerde bu oran yüzde 10'dur, buna paralel olarak erkeklerin kas oranı da fazladır.
 
Kişinin vücut yüzey alanı da harcayacağı enerjiyi etkiler, uzun boylu bir kişi kısa boylu bir kişiye göre daha fazla vücut alanına sahip olduğu için vücut ısısını korumak için daha fazla enerji harcar."
 
Bazı kişiler çok yedikleri halde kilo neden almıyor?
"Kişinin yaşı, boyu ve yaptığı sporun yanı sıra genetik yapısı da metabolizmasını etkileyen bir faktördür. Kimi kalori hesabı yapmadan canı ne isterse yesin kilo almazken kimileri de hep dikkat etmek durumundadır.
 
Genler metabolizma hızında farklılıklar yaratır ve bunu kalıtsal yapabilir. Ama bunların yanı sıra kişinin kan bulguları da önemlidir, troidi fazla çalışabilir, bağırsak paraziti bulunabilir, enfeksiyonel bir durumu olabilir.
 
Sürekli diyet yapmak da bir diğer neden, çünkü vücut az yemeğe alıştığı için metabolizma hızı yavaşlayacaktır."

Beynin çok çalışması enerji harcanmasına neden olur mu?
"Beyin fonksiyonlarının çalışması enerji gerektirir ve beyin, sadece glikozu enerji kaynağı olarak kullanır ve alınmazsa yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu görülebilir.
 
Hareketsiz bir yaşama sahip kişi ne kadar çok çalışsa da, masabaşı iş yapıldığında ve hareket olmadığında vücut yağ depolayacaktır."

Stres kalori harcatır mı?
"Genelde stresli insanların daha fazla kalori harcadığına dair bir görüş vardır. Aslında bazı kişilerde stres iştahı anlık olarak kapatabilir, bazılarında ise tam tersi açar hatta karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye yönlendirir.
 
Stres anında salgılanan hormonlar kalbin daha fazla atımını sağlayarak metabolizmanın da hızlanmasına neden olur. Bunların yanı sıra stresin sindirimi azaltıcı özelliğinden dolayı da fazla yeme isteğini baskılar."

Sigarayı bırakmak kilo artışına neden olur mu?
"Sigara bırakıldığında kilo alınmasının nedenleri metabolizma hızının azalması ve iştahın artmasından kaynaklanır. Sigarada bulunan nikotinin metabolizmayı hızlandırıcı özelliğinin olduğu bilinmektedir.
 
Düzenli beslenip, nefes egzersizleri yapıp hergün en az yarım saat yürümek ve 2 litre su içmek, metabolizmayı hızlandırır ve böylelikle kilo artışı önlenir.
 
Sigarayı bıraktıktan sonra iştahın artması ise aslında bir ağız alışkanlığıdır. Kişi sigara içmek istediğinde kendini abur cubura yönlendirir. Alışkanlıklar ise değişebilir."

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Sonbaharda nasıl beslenmeli?

Sonbaharda vücutta meydana gelen değişikliklere uyum sağlamak alınacak birkaç önlemle mümkün.

Mevsim geçişlerinde metabolizma hızının değişmesi, bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski de artıyor.
 
Grip ve nezleden korunmak için vücut direncini sağlayan vitamin ve minerallere ağırlık vermek gerekiyor.
             
Metabolizmaya yardımcı olan vitamin ve mineraller, enerji üretimi, protein sentezi, kemik, diş, saç, deri sağlığı ve görme fonksiyonlarının sürdürülmesinde önemli yer tutuyor.

Özellikle hangi vitaminler önemli?

"Kış aylarında antioksidant olarak da görev yapan ve bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini, bağ dokuları koruyarak vücutta birçok yapının birarada tutulmasını sağlıyor ve diş etlerini koruyarak kanamayı önlüyor.
 
Bitkisel kaynaklı demirin emilimini hızlandıran ve soğuk algınlığında anti-histaminik etki göstererek belirtileri hafifleten C vitamini, vücutta depo edilmediği içinse günlük olarak tüketilmesi gerekiyor.
 
Sigara içenlerin içmeyenlerden iki kat fazla tüketmesi gerektiği C vitamini, sadece limon, portakal gibi turunçgillerden değil, kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz, roka, domates de bulunuyor.

Bir diğer önemli antioksidant ise A vitamini. Havuç, ıspanak, kabak, domates, karaciğer, brokoli, marul, kayısı ve kavunda bulunan A vitamini, kandaki beyaz hücre aktivitesini artırarak kanser tümörleriyle savaşmaya da yardım ediyor."

Kahvaltı kilo artışını önlüyor mu?

"Güne kahvaltı ile başlamaksa hem metabolizmayı hızlandırıyor hem de kan şekerini dengeleyerek kilo artışını önlüyor.


 Bütün besin gruplarını içeren bir kahvaltı (ekmek, peynir, zeytin, domates, sivri biber ve haftada üç kez yumurta) bağışıklık sistemini de güçlendiriyor."

Başka nelere ağırlık vermek gerekiyor?

"Omega-3 yağ asitlerinden zengin olan balık da haftada en az iki kez tüketilmeli. Vücutta bulunan kötü huylu hücrelerin etkilerini azaltmak veya yok etmek için önerilen balık, bağışıklık sistemini de güçlendiriyor.

Protein ve enerji bakımından yetersiz ve kötü beslenildiğinde de bağışıklık sistemi zayıflıyor. Yağ ve kolesterol tüketimi, protein alımı ve diyet lifi de en az besin çeşitliliği kadar önemli." 
 
Kurubaklagiller ne sıklıkla tüketilmeli?

"Hem protein hem lif hem de demir açısından zengin olan kurubaklagillerin haftada bir, iki kez tüketilmesi de vücuda yarar sağlıyor."

Sıvı tüketiminde nelere dikkat edilmeli?

"Organizmanın bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler yapan alkol tüketim miktarının kısıtlanması gerekirken, metabolik sürecin devamında büyük rolü olan suyun yiyeceklerin sindirilmesi, vücuttan atılması, vücut ısı denetimi, hücrelerin organizmadaki hareketleri için günde 2 lt. tüketilmesi gerekiyor."


 


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Menopozda nasıl zayıf kalınır?

Menopoz döneminde kadınların en büyük problemi hızla alınan kilolar. Bu kiloların önüne geçmek ise biraz dikkatle mümkün.

Bu dönemde neden kilo alınır?  

"Menopoz döneminde hormon düzeylerindeki değişim metabolizma hızını etkiler ve vücut daha az enerji kullanır.

Bunun yanı sıra kullanılan bazı ilaçlarda metabolizmayı yavaşlatarak daha da iştah artışına neden olabilmektedir. Bazı kadınlar menopoz öncesinde kilo problemi yaşamasalar bile menopozda birkaç kilo artışının gözlenmesi muhtemeldir.

Menopoz yaşı genellikle kadınlarda emeklilik yaşına da denk geldiği için evde oturmak, daha az hareket yapmak da kilo artışını tetikleyen faktör. Bu dönem kilo verme hızını neredeyse yarı yarıya düşürür.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki menopoz dönemindeki kadınlarda tat duyusundaki azalmayla daha çok tatlı yeme eğilimi de görülmektedir."

Neler yapılmalı?

"Düzenli bir beslenme programı uygulanmalı, sık sık ve az az beslenmeli, yemeklerdeki yağ oranı azaltılmalı.

Posadan zengin sebze ve meyvelere ağırlık verilmeli, beyaz ekmek yerine kepekli veya çavdar ekmek tercih edilmeli, su tüketimine dikkat edilmeli ve günde en az yarım saat yürüyüş yapılmalıdır."

Menepoz döneminde sıklıkla rastlanan sağlık problemleri nelerdir?

"Menopozda östrojen düzeyinin azalması ile kalp hastalığı riski yüzde 60 oranında artar ve yüksek kan basıncı görülür. Hızlı kilo artışından dolayı kan bulgularında özellikle şeker seviyesinde düzensizlikler görülebilir.

Yine hormonal değişimin etkisiyle metabolizmayı etkileyen tiroid hormonunun salgılanmasında problemler yaşanabilir. Bu nedenle bu dönemi sağlıklı ve rahat geçirebilmek için düzenli aralıklarla kan tahlillerinin yapılmasını önerilir.

Menopozda östrojen düzeyinde azalmayla kemiklerinden kalsiyum kaybı hızlanır. Bu nedenle kalsiyum gereksinmesinde artış gözlenir. Menopoz öncesi günlük 1000 mg kalsiyum gereksinimi bu dönemde 1500 mg'a kadar çıkar."

Menopoz döneminde hangi yiyecekler dikkatli tüketilmeli?
"Günde 500 ml yağsız süt veya iki kase yağsız yoğurt tüketilmelidir.Kahve, alkol ve aşırı baharatlı yiyeceklerin sıcak basmasını artırmasından dolayı sakınılmalıdır. Onların yerine açık çay veya bitki çaylarından özellikle ısırgan, adaçayı, ıhlamur, biberiyeden destek alınmalıdır.

Günde 2 lt su içilmelidir. Kafeinin kalsiyumu bağlamasından dolayı kafeinli içeceklerden uzak durulmalıdır.

Tuz tüketimi azaltılmalı, yemekleri tatlandırmak için baharat veya sodyumu azaltılmış tuz kullanılmalıdır. Tuz hem vücutta ödem yapar hem de idrarla kalsiyum atımını hızlandırır.

Sebze ve meyveler lifli yiyecekler olduğu için tüketimi artırılmalıdır. Günde üç porsiyon meyve ve altı-sekiz porsiyon sebze tüketilmelidir.

Yağlı balıklar, fındık, badem, ceviz omega-3 yağ asidinden zengin olduğundan beyin ve genel vücut sağlığı için faydalıdır.

Tam tahıllı ürünler ve kurutulmuş meyveler, kuru üzüm, kuru erik de B vitaminlerinden zengindir. Bu dönemde görülen uyku bozuklukları, huzursuzluk, endişe, korku, halsizlik ve sinirlilik gibi belirtiler B vitaminininde eksikliğinin göstergesidir.

Kuru üzümde bulunan elaidik asit sayesinde de kemik erimesi engellenip, östrojen seviyesi dengede tutulmaktadır.

Meyvelerin çoğu potasyumdan zengin olduğu için vücut su dengesinin sağlanmasına yardımcı olur, beyne oksijen iletiminde, kalp ve diğer kaslarımızın da sağlıklı yapısının korunmasında etkisi bulunur.

Yeşil yapraklı sebzeler, soya filizi, soya fasulyesi, nohut ve nar, vitaminle minerallerden zengin olduğu için beslenmede yer almalıdır. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur.

Az yağlı süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler, beyaz lahana, kurubaklagiller, fındık, susam, badem kalsiyumdan zengin besinlerdir. "

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Çocukta Zeka Gelişiminde Beslenmenin Etkisi

Çocuklarda beyin gelişimi gebelik döneminde başlar ve 7 yaşa kadar şekillenir. Zekanın %70-80 lik bölümü bu yaş aralığında oluşur. Doğumdan sonraki dönemde genetik ve çevresel faktörler dışında beslenmenin etkisi büyüktür. Yapılan araştırmalar sosyo ekonomik seviyesi düşük, yetersiz beslenen çocukların zekalarının da düşük olduğunu göstermektedir. Bu geri dönüşü olmayan bir süreçtir, bu nedenle anne ve babalar çocuklarının beslenmesine dikkat etmelidirler.
 Anne sütü
Bebek doğar doğmaz ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir. Genel olarak anne sütü beyin gelişimi için ilk 6 ay için ideal bir besin kaynağıdır fakat 6 aydan sonra ek gıdalara başlanması gerekir. Anne sütü ile beslenen çocukların, mama ile beslenen çocuklara göre zeka seviyeleri daha yüksek olduğu bilinmektedir.
B vitamini
Beyin fonksiyonlarının düzenli çalışması ve öğrenme yeteneğinin gelişmesi için B vitamini içeren et, balık, süt-yoğurt, yumurta, soya fasulyesi, mercimek, yulaf, pirinç, yeşil yapraklı sebzeler yeterli miktarda tüketilmelidir.
Omega-3
Omega-3 yağ asidi zeka, hafıza gelişimi için özellikle 1 yaşa kadar mutlaka alınmalıdır. Bu dönemde bebeğin alabileceği en güzel omega-3 kaynağı ise anne sütüdür. Daha sonraki dönemlerde ise beslenmesinde haftada en az 2 kez balık tüketmelidir. Balığın yanı sıra ceviz, badem, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde omega-3 ten zengin besinlerdir.
Demir
Demir eksikliğine bağlı kansızlık çocuklarda hem büyümeyi hem de zeka gelişimini önlemektedir. Çocuları demir eksikliğinden korumak için yine ilk 6 ay anne sütüyle beslenmesi gerekir. Yumurta sarısı, et, balık, ciğer, yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, fındık ta bulunur.
İyot
İyot vücut tarafından çok az ihtiyaç duyulan ama yetersizliğinde büyüme ve gelişmeyi , beynin normal çalışmasını negatif etkileyen bir mineraldir. Çocuklarda zeka geriliğinin nedenlerinden biri de iyot yetersizliğidir. Yemeklere iyotlu tuz kullanımı bu durumu önleyecektir.
Fosfor
Vücuttaki bütün hücrelerde bulunan fosfor, kemik, diş, kalp ve böbrek fonksiyonlarının yanı sıra beyin gelişimi için oldukça önemlidir. Gebeliğin son 3 ayı ve doğumdan sonraki ilk 3 ayda etkisi büyüktür. Balık, süt ürünleri, et ve kurubaklagillerde bulunur.

Çinko
Proteinlerin enerjiye dönüştürülmesi için ve özellikle zihinsel gelişimde önemli yere sahiptir. Deniz ürünleri, et, karaciğer, fındık, ay çekirdeği, süt ve yumurtada bulunur.

Çocuğunuzun okul çağında öğrenme problemleri yaşamaması, yaşıtları ile ilişkilerinin sağlıklı olması, fizyolojik ve psikolojik gelişiminin tam olması için beyin gelişimi önemlidir. Beslenmelerine dikkat etmenin yanı sıra onlarla ilgilenmek, sevdiği şeyleri yaparken yanında olmak, oyun oynamak, gezmek, hatta beraber alışveriş yapmak bile bilişsel gelişimlerini daha sağlıklı kılacaktır.

Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

İştah nasıl kontrol edilir?


ştah veya açlık hissini kontrol eden hipotalamus, kandaki glikoz düzeyi düştüğünde beyne uyarı göndererek yemek yenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Kadınlarda iştah özellikle hamilelik, menapoz, regl öncesi gibi vücutta hormonal değişimlerin olduğu dönemlerde artıyor.
 
Mevsimsel değişimler de kadınları özellikle karbonhidrat ağırlıklı bir beslenmeye yönlendirerek mutluluk hormonu olan serotoninin salgılanmasını sağlıyor.
Bilim adamları ise protein, hormon ve kimyasal maddelerin iştahı nasıl etkilediklerine dair araştırmalarını sürdüyor. Son 10 yılda bulunan hormonlar, 'ghrelin', 'leptin' ve 'obestatin'.
 
'Leptin' eksikliği iştahı artırırken obez kişilere enjekte edildiğinde zayıflatıcı etki yaratıyor.
 
Obez kişilerde yüksek seviyede bulunan 'leptin', vücutta direnç oluştuğu için görevini yapamaz ve iştah ve kilo artışına neden olur.
 
'Dopamin' hormonunun ise iştahı düzenleyici ve yemeklerden zevk alıcı bir etkisi bulunuyor. Bu hormon da obez kişilerde normal kilolulara göre daha az olduğu için yemek yeme isteğini artırıyor.
 
Kendini kontrol edemeden, tokluk hissini unutarak yemek ise bir hastalık olarak değerlendiriliyor. Bu kişilerin kimlik duygusu, duygulanım ve ilişkilerinde sürekli bir tutarsızlık oluşuyor.
 
Çaresizlik duygusunu yenmek için ise beden ağırlık ve biçimi ile yeme davranışları üzerinde aşırı bir denetim sağlanmaya çalışılıyor.
 


Bunu başaranlarda anoreksia nervoza, başaramayanlarda ise kontrolsüz yeme nöbetleri görülüyor.
 
İştahı bastırmak için ne yapılmalı?

Beyin 20 dakika sonra tokluk hissini algıladığı için yavaş yemek yenmeli. Yağlı, şekerli yiyecekler tercih edilmemeli. Diğer yiyeceklere göre daha çabuk tüketilir ve yağa dönüşürler. Az az sık sık yemek kan şekerini dengeler ve açlık hissini baskılar. Yemekten önce büyük bir bardak su içilmeli. Açlık hissedildiğinde iki bardak su içilmesi ve 10 dakika beklenmesi ile açlık hissi azalır. Yemek ve salatalarda elma sirkesi kullanılmalı Bol bol yeşil yapraklı sebzeler yenmeli. Kalorisi az olan sebze içeriğindeki posa ile tokluk hissini artırır. Yemek ve salatalarda iyotlu tuz kullanılmalı Protein insulin seviyesini azalttığı, insulin azalması da açlık hissini azalttığı için beslenme programında hem bitkisel kaynaklı (mercimek, nohut, kuru fasulye, barbunya) hem de hayvansal kaynaklı (kırmızı et, tavuk, balık, hindi, yumurta, yoğurt, süt, peynir) yiyecekler bulunmalı.



Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

9 Şubat 2012 Perşembe

Selülit oluşmaması için neler yapılmalı?

Hormonların düzensiz salgılandığı ergenlik, hamilelik ve menopoz sürecinde oluşan, kadınların 'korkulu rüyası' selülitin oluşmaması için kilonun korunması öneriliyor.


Selülit nedir?

"Selülit aslında bir hastalıktır, 'hidrolipodistrofi' olarak bilinir ve hormonların düzensiz salgılandığı ergenlik, hamilelik, menopoz sürecinde ya da tedavi amaçlı hormon kullanıldığında oluşmaktadır."

Erkeklerde de görülmesi mümkün mü?

"Günümüzde çoğu kadında görülmektedir, yapılan araştırmalara göre yaklaşık yüzde 90 oranında yüksek bir rakam karşımıza çıkıyor.

Sadece kilolu bayanlarda değil hormonal düzensizliği olan zayıf kişilerde de görülmesi mümkün. Erkeklerde selülit yine hormon düzensizliğinden dolayı çok az da olsa görülebiliyor." 

Peki nedenleri neler?

"Selülitte temelde dolaşım bozukluğu etken, kişinin düzensiz beslenmesi tabii ki etkiliyor ama metabolizması, genetik yapısı, hormonal düzensizlikler, karaciğer rahatsızlıkları, tiroid, hareketsizlik, kabızlık, alkol, sigara, asitli içecekler, hormon ilaçları da diğer faktörler.

Ama sigara cilt yapısını bozduğu ve damarları daralttığı için kullananlarda daha fazla görülebiliyor."

Beslenmenin selülit oluşumundaki etkisi nedir?

"Yağ hücreleri belli bir yaşa kadar çoğalmakta ve sonrasında beslenmeye bağlı olarak hacimsel değişikliğe uğramaktadır.

Yanlış bir beslenme tarzı olan 'fast-food' ağırlıklı beslenme ki bu yiyecekler arasında hamburger, pizza, asitli içecekler, alkol, aşırı tuzlu veya tatlı yiyecekler, hayvansal yağdan zengin besinler yağ hücrelerinin şişmesine, ödem oluşmasına ve ödem atılamazsa ise selülit oluşumuna neden olmaktadır.

Bunların yanı sıra az su içmek de bir diğer etken. Saf su vücuttaki ödemin, toksik maddelerin atılmasını sağlıyor."

Selülitin oluşmaması için nasıl bir beslenme uygulanmalı?

"Kişide selülit varsa dermatolog tarafından tespit edilen derecesine göre tedavisi yapılmalıdır. Oluşumun önlenmesi için:

Aşırı kilonun hormonları negatif etkilediği kesin bir gerçek bu nedenle kişinin ideal kilosunda olması önemli. Sık sık kilo alıp vermeler ise çok tehlikeli, hem metabolizma yavaşlıyor hem de ciltte sarkmalar görülebiliyor. Kilonun korunması gerekir. Ödem oluşumunu önleyen proteinden yeterli bir beslenme uygulanmalı. Alkol, asitli içecekler, tuzlu, tatlı ve yağlı yiyecekler, hamur işlerinden uzak durulmalı. Öğünlerde yeşil yapraklı sebzeler, maydanoz, dereotu, ıspanak, marul, brokoli, kabak, salatalık gibi sebzeler tüketilmeli. Potasyumdan zengin meyveler tüketilmeli, kayısı, portakal, kivi, böğürtlen, muz, kavun, karpuz gibi. Balıkta bulunan fosforun dokuları kuvvetlendirici özelliği olduğu için haftada iki kez tüketilmeli Antioksidan özellik gösteren vitamin ve minerallerden doktor kontrolünde destek alınmalı. A, C, E vitaminleri, çinko ve selenyum gibi. Vücudu toksinlerden arındırmak için günde 1.5-2 litre su içilmeli. Böbrekleri çalıştıran biki çaylarından destek alınmalı, ıhlamur, ısırgan gibi. Bağırsakların düzenli çalışması, toksik maddelerin vücuttan atılması için posadan zengin yiyecekler hergün tüketilmeli: Sebze, meyve, kurubaklagil ve tahıllar Hergün düzenli spor yapılmalı en azından yürüyüş yapılmalı."


Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com

Kış mevsiminde nasıl beslenmeli?

Yaz mevsiminden kış mevsimine geçişte bağışıklık ..sistemi zayıflıyor. Hastalıklara yakalanmamak ve kilo almamak için özel bir beslenme programı uygulanması öneriliyor.

Nasıl daha dirençli olabiliriz?Neler tüketilebilir?

 
.."Enfeksiyonlara yakalanmamak için vitamin ve minerallerden zengin beslenmeliyiz.

 
Özellikle A, C, B6, E vitamini ve çinko, selenyum minerallerinden zengin olan kış sebzelerinden brokoli, lahana, brüksel lahanası, kırmızı lahana, karnabahar, havuç, marul, yeşil biber, roka, sarımsak, soğan ve meyvelerden portakal, mandalina, greyfurt, kivi, elmadan bir veya birkaçı günlük beslenmemizde yer almalı."
 
Özel tüketilmesi gerekenler var mı?
 
"Kış gecelerinde televizyon karşısında geçen zamanın da artmasıyla kişi daha fazla yeme isteği duyar. Yağlı, şekerli, hamurlu yiyecekler yerine taze sebze ve meyve tercih edilmeli.
 
Güneş ışığını daha az almamız nedeniyle daha mutsuz oluruz, bu nedenle de kışa doğru depresyon vakaları artar. Sinir sistemimizin güçlenmesi için haftada en az iki kez balık tüketilmeli, günde 10-15 adet fındık veya badem gibi kuruyemişler yenilmeli. 
 
Daha çok çocuklar ve kadınlarda görülen, üşüme, halsizlik, baş dönmesiyle kendini gösteren demir eksikliği de kışın artıyor. Günlük beslenmelerinde et, kurufasulye, yeşil mercimek, barbunya, nohut, yeşil yapraklı sebzelerden destek alınmalı ve beraberinde demirin emilimini hızlandırmak için limon suyu içeren salata tüketilmeli.
 
Bitki çayları da kışın hem içimizi ısıtacak hem de içeriğindeki yararlı maddeler bizleri hastalıklara karşı koruyacak. Kuşburnu, ıhlamur, adaçayı, rezene, nane-limondan günde 1-2 fincan içmekte fayda var."
 
Kilo almamak için önerileriniz?
 
"Yemekleri pişirirken margarin ve tereyağından kaçınılmalı, sıvı yağlarla yemek yapılmalı. Etli yemeklerde de yağsız et kullanılmalı. Kızartma yerine ızgara veya buğulama veya fırında pişirme tercih edilmeli.
 
Yağışlı ve soğuk havalar fiziksel aktivitemizi de engelliyor, daha az hareket, daha yağlı beslenme kilo artışını da hızlandırıyor. Spor salonuna gidecek zamanımız yoksa en azından evde yapılan yarım saatlik yürüyüşün dahi etkisi olacak."
 Kiloyu kontrol altında tutmak için ne yemeli?

"Kilo kontrolünü sağlamak için ana öğünler arasında ara öğünler tüketilmeli,  bol lifli yiyecekler yenilmeli, yağlı-tatlı-hamurlu yiyeceklerden uzak durulmalı.
 
Kahvaltı yapılmalı ama poğaça, kek türü yiyecekler değil, ekmek, peynir, zeytin, domates, salatalık ve haftada 1-2 kez yumurta yenilmeli.
 
Öğle ve akşam çorba, salata, yoğurt yanına ızgara et veya etli sebze yemeği veya kurubaklagiller tüketilmeli. Tatlı olarak sütlü tatlılar tercih edilmeli, günde en az 1.5 litre su içilmeli."
Dyt. Özlem Sert Aydın
http://www.ozlemsert.com
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sayfamızı Beğenmenizle
Mutluluk Duyarız